Kendime dayattığım kılıç eğitimine ve Maria’nın haftalık sınavlarına giderek alıştım. Böylece sıradaki hedefime yönelmeye karar verdim.
Evet, sırada saldırı büyüsü öğrenmek vardı.
Büyücü sınıfındaki bir öğretmene şansımı deneyerek sordum ama hemen reddedildim.
Bunu zaten bekliyordum. Bana saldırı büyüsü öğretme ihtimali olan bir öğrenciyi çoktan gözüme kestirmiştim.
Solon Berkeley. Çocukluğundan beri dahi olarak tanınan, geleceğin Ulu Bilgesi. Akademiye girdiğinde büyü bilgisi öğretmenlerini bile aştığı için olsa gerek, derslere nadiren uğrayan sorunlu bir öğrenciydi.
Onu seçmemin tek bir nedeni vardı. Akademide amaçsızca dolaşıyor ve boş vakti çokmuş gibi görünüyordu.
Bu yüzden o gün onu görür görmez yanına gittim.
“Solon Berkeley, bana büyü öğretebilir misin?”
“Hayır.”
Solon bana bakmaya bile tenezzül etmeden cevap verdi ve uzaklaşmaya çalıştı.
Bir deri bir kemik kalmış gibi zayıftı. Sert yüz ifadesiyle bütün varlığından başkalarını kendisinden uzaklaştıran bir hava yayılıyordu.
“Bir dakika bekle. Bari ne diyeceğimi dinlemez misin?”
Önüne geçip yolunu kestim.
“Dinlememe gerek yok. Gerçekten kahraman olmaya çalışan o deli Ares sensin. Leon’u örnek alıp hiçbir işe yaramayan kılıç antrenmanlarını tekrar tekrar yapıyorsun. Maria da haftada bir seni oyuncak gibi kullanıyor. Şimdi de benden sana saldırı büyüsü öğretmemi istiyorsun? Saçmalık. Benim gibi bir dahi neden senin gibi biri için zamanını harcasın? Hayatını boşa harcamak senin seçimin ama yoluma çıkarsan sana merhamet etmem.”
Solon daha da sert bir ifadeyle söylendi.
“Beni iyi tanıyorsun. Sebebini biliyorsan konuşabiliriz. Lütfen bana büyü öğret.”
“Ha? Beni dinledin mi sen? Bir dahinin yoluna çıkma, sıradan insan.”
“Ama sıkılmıyor musun?”
“Sıkılmak mı? Ben mi?”
“Akademideyken yapacak hiçbir şeyin yokmuş gibi görünüyorsun. Üstelik arkadaşın da yok gibi.”
“Senin de arkadaşın yok! Seni öldüreceğim!”
Solon’un sağ elinde mana biriktirmeye başladığını açıkça görünce aceleyle yolundan çekildim. Anlaşılan arkadaşının olmaması onu rahatsız ediyordu.
“Bir daha sakın benimle uğraşma.”
Bunu söyleyip uzaklaştı.
Bir hafta sonra Solon’u yeniden gördüğümde yanına gittim.
“Hey, Solon. Geçen sefer konuştuklarımızı düşündün mü?”
“Hafızan mı yok? Yoksa Maria’nın sınavları beynini mi bozdu? Bir de bana bu kadar rahat ismimle seslenme. Seni öldürürüm.”
O günden sonra Solon’u her gördüğümde aynı konuşmayı yaptık.
Bana “geber”, “pislik” ve “çöp” gibi sözlerle hakaret ediyordu ama Maria’nın sınavları sayesinde kazandığım zihinsel dayanıklılık yüzünden söyledikleri beni etkilemiyordu.
Yaklaşık bir ay sonra, bir gün sonunda durdu.
“Tamam, anladım, anladım, seni solucan. Söylediklerinde biraz doğruluk payı var. Akademide gerçekten sıkılıyorum. Buraya yalnızca aptalca birtakım zorunluluklar yüzünden geldim.”
Duyduğuma göre Solon yalnızca akademinin itibarını artırmak için buraya kaydedilmişti.
“Biz düşük rütbeli soylularız. Babam yetenekli bir büyücü ama statü farkı aşılamaz. Bu saygın akademinin müdürü, Solon Berkeley’i yetiştiren kurum olarak akademinin itibarını artırmak için babama baskı yapıp beni buraya kaydettirdi. İlk ay akademinin kitaplarıyla vakit geçirdim ama artık yapacak hiçbir şeyim yok. Ama öğreten kişinin de öğrencisini seçme hakkı vardır.”
Bunu söylerken Solon cübbesinin içinden birkaç kitap çıkardı. Bu kadar kitabın fiziksel olarak cübbesine sığması imkansızdı. Acaba bu da bir büyü müydü?
“Bu kitaplar akademinin büyücü sınıfındaki öğrencilere dağıtılır. Okuyup anlarsan temel büyüleri kullanabilirsin. Ama gerçekte yetenek de gerekir. Sana büyü kullanabileceğini söylemiyorum. Yalnızca kitapların içeriğini ezberle. Bir hafta veriyorum.”
“Bir hafta mı?! Bu kadar kitabı o kadar kısa sürede…”
Büyücü sınıfının bir yıllık müfredatıyla kıyaslandığında bu çok ağırdı.
“İmkansız mı? Kahraman olmak bundan çok daha imkansız olsa gerek. En başta hiçbir yeteneğin olmadan büyü kullanmak istediğini söylüyorsun. Bunun gibi önemsiz bir şey için sızlanacaksan büyü kullanamazsın.”
“Hıh…”
Düşününce Solon’un söylediklerinde garip hiçbir şey yoktu.
Her şeyden önemlisi, Maria’nın sınavlarıyla kıyaslandığında gayet düzgün bir görevdi.
“Anladım. Bir hafta. Ezberleyeceğim. Geri döndüğümde bana büyü öğret.”
“Ben yalan söylemem.”
Bunu söyledikten sonra Solon uzaklaştı.
Odama döner dönmez kitapları okumaya başladım. İçerikleri biraz zordu ama önceden okuduğum büyü kitaplarına benzeyen yönleri de vardı. Şaşırtıcı biçimde anlayamayacağım kadar karmaşık değillerdi.
O günden itibaren kılıç çalışmayı bıraktım, Maria’nın sınavlarından kaçındım ve uykumdan vazgeçmem gerekse bile kitap okudum.
Gece gündüz demeden, ders aralarında ve yemek yerken bile bütün vaktimi okumaya ayırdım.
Bir hafta sonra Solon’u görünce yanına koştum.
“Ezberledim!”
“Öyle mi?”
Ben heyecan içinde konuşurken Solon pek ilgisiz görünüyordu.
“O halde gel.”
Solon okul binasına doğru yürümeye başladı.
“Nereye gidiyoruz? Gerçekten ezberleyip ezberlemediğimi kontrol etmeyecek misin?”
“Yapamayacağın bir şeyi senden istemem. Üstelik sen yalan söylemeyen birisin. Kontrol etmeme gerek yok.”
Bir an afalladım ama hemen peşinden gittim.
Solon beni boş bir sınıfa götürdü.
“Şimdi ateş büyüsünün sözlerini oku.”
Kitapta yazan ateş büyüsünü söylediği gibi seslendirdim.
Ama hiçbir şey olmadı.
“Hım. Sözlerde hata yok. Ama sözlerin içinde hiç mana hissedemiyorum. Ateşi zihninde net bir şekilde canlandırıyor musun?”
“Evet, kitapta yazdığı gibi ateşi gözümde canlandırıyorum.”
“Nasıl bir ateş?”
“Şöminede yanan ateş.”
“Hayal gücün zayıf. Daha şiddetli bir alev düşün.”
Solon ayrıntılı talimatlar verdi ve kitaptaki konular hakkında bana daha fazla şey öğretti.
Pek ilerleme kaydedemedik ama Solon her zaman ciddiydi.
“Anlıyorum. Bu ilginç. Belki büyünün temel ilkelerini daha ayrıntılı biçimde inceleyebiliriz.”
“Ama büyü kullanabileceğime dair en küçük bir belirti bile yok.”
“Tam da bu yüzden ilginç. Ben farkına bile varmadan büyü kullanabiliyordum. Ama büyü yaparken neye odaklanmamız gerektiğini bulabilirsek büyünün verimliliğini artırabiliriz. Büyü kullanmaya giden yolu çözebilirsen, onu temelden geliştirmek bile mümkün olabilir.”
Solon’un söyledikleri biraz karmaşıktı ama büyük bir heyecanla açıklıyordu.
Akademiye haftada yalnızca bir kez geldiği için bana da sadece o günlerde büyü öğretiyordu. Ancak konuşmalarımız sırasında birbirimize alıştık.
Başta onun alaycı ve yaklaşılması zor biri olduğunu düşünmüştüm ama aslında başkalarını önemseyen, iyi kalpli biriydi.
“Bana çocuk dahi, dahi falan dediler ama çocukluğumdan beri soyluların kirli çıkar ilişkileriyle uğraşıyorum. Bu yüzden benim de bazı çarpıklıklarım var. Çevremdeki insanlara güvenemiyor, hep yalnız kalıyordum.”
Solon kendisiyle alay eder gibi konuştu.
“Maria da aynı. Çocukken gerçekten bir Azize gibiydi ama çevresindekilerin beklentileri altında ezilip çarpık biri oldu. Şimdi bile dışarıdan nazik görünür ama içinde çok şey bastırıyor. Yine de Tanrı’nın varlığını onun kadar güçlü hissedebilen tek kişi o. Toplumsal statüleri sayesinde piskopos olan yaşlı bunaklardan çok farklı. Maria sana öğretemezse başka hiç kimse öğretemez. Özünde hala bir Azize.”
Solon, Maria hakkında karmaşık duygularla konuşuyordu.
“Peki Maria’nın sınavları nasıl gidiyor?”
“Geçenlerde beni defalarca kırbaçladı. ‘Tanrıya bütün kalbinle dua edersen artık acı hissetmezsin,’ dedi.”
“Ö… öyle mi? Ama kendi yaralarını iyileştirmek Tanrı’nın mucizesine giden ilk adımdır. Belki kırbaçlanırken bedeninin kendini onarmaya çalışması sayesinde Tanrı’nın varlığını da hissetmeye başlarsın?”
“Geçenlerde yüksek rütbeli bir piskopos Maria’nın kalçasına dokunmuş. O da beni kırbaçlarken ‘Kel herif! Pis ihtiyar!’ diye bağırıp duruyordu.”
“…………”
“Üstelik kırbaçladıkça yüzünde gittikçe daha keyifli bir gülümseme belirdi. Biraz korktum doğrusu. Gerçekten bir sorun yok mu sence?”
Ne olursa olsun şifa büyüsünü öğrenmeliydim ama Maria’nın öğretim yöntemleriyle ilgili kuşkularım giderek artıyordu.
“…Peki işe yaradı mı?”
“Bir noktadan sonra gerçekten acıyı hissetmez oldum. Maria buna ‘Tanrının mucizesi’ dedi ama bence o kadar çok kırbaçlandım ki hissetme yetimi kaybettim.”
“Ama bedeninde iz kalmış gibi görünmüyor…”
Solon bedenime kısaca göz gezdirdi.
“Maria kırbaç izlerini tamamen iyileştirdi. ‘Sınavın içeriği gizli olduğu için kanıtları ortadan kaldırmamız gerekiyor’ dedi.”
Maria yüksek becerisini hiç hoş olmayan bir biçimde kanıtlamıştı.
“Şimdi büyü eğitimine başlayalım. Benim gibi bir dahinin zamanını boşa harcama!”
Solon bakışlarını benden kaçırıp özel büyü eğitimine başladı.
Akademideki günlerim işte böyle geçti. Elime geçen her dakikayı çalışmaya ayırıyordum. Hem öğrenciler hem öğretmenler bana tuhaf gözlerle bakıyor, “Hiçbir sonuç alamadan ne kadar da uğraşıyor,” diye küçümsüyorlardı; ama kahraman olma hedefimden vazgeçemezdim.
Üçüncü yıla başlayalı fazla olmamıştı ki büyü kullanmayı başardım. Parmak uçlarımdan küçücük bir ateş çıktı.
“Başardın!”
Solon, sanki bunu kendisi başarmış gibi sevindi.
“Bu inanılmaz! Yeteneğin olmadan büyü kullanamaman gerekirdi! Ama çaban bunun yanlış olduğunu kanıtladı! Bununla gurur duymalısın! Geleneksel büyü kuramını altüst eden çığır açıcı bir başarı bu!”
Onun sevincinin yoğunluğu karşısında kendi adıma sevinmeyi unuttum.
Sonra sevinç yavaş yavaş içimi doldurdu ve gözyaşları yanaklarımdan süzüldü.
“Teşekkür ederim. Hepsi senin sayende, Solon.”
Sonunda hayalini kurduğum büyüyü kullanabiliyordum.
Bir daha asla pişman olmamak için.
