İçeriğe geç
Çeviri ArşivSeriler

Dünya Çevrimiçi

Nimeti Ye, Külfetine Katlanma


Tang Mo'nun üzülmeye ya da korkmaya ayıracak zamanı yoktu.

Şarlatan ile Zhao tamamen ortadan kaybolmuştu. Arkalarında ne kıyafet ne de başka bir eşya bırakmışlardı. Tang Mo'nun toparlaması gereken hiçbir şey yoktu.

Kapıyı kapattı ve kütüphaneden ayrıldı.

Şehir merkezindeki Siyah Kule'nin altında hala yedi sekiz kişi toplanmıştı. Bazıları ne yapacağını bilmez halde yere çökmüş, az önce tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Birkaç dakika öncesine kadar birlikte slogan attıkları, protesto yaptıkları insanların nasıl bir anda ortadan kaybolduğunu kavrayamıyorlardı. Takım elbiseli, seçkin görünümlü iki orta yaşlı adam ise beyaz duvarı söküyordu.

Beyaz plastik duvar, üç gün önce silahlı polisler tarafından Siyah Kule'nin çevresine kurulmuştu. Sıradan vatandaşların kuleye yaklaşmasını engelliyordu.

Şimdiyse polisler yok olmuştu. Duvarın içinde araştırma yapan bilim insanları da kaybolmuştu. İki adam plastik duvarda büyük bir gedik açıp Siyah Kule'ye doğru ilerledi. Tang Mo onların peşinden gitmedi. Uzaktan bir kez baktıktan sonra yoluna devam etti.

Bu kadar çok bilim insanı altı ay boyunca kuleyi araştırmış ve hiçbir sonuca ulaşamamıştı. Tang Mo kendisinin Siyah Kule'nin ne olduğunu çözebileceğini düşünmüyordu.

Karşısındaki ilk sorun çok daha basitti. Aracı yoktu.

Saat 08.15'ti. Saat tam sekizde şarlatan ile Zhao ortadan kaybolmuştu. Onlar gibi şehirdeki insanların büyük çoğunluğu da yok olmuştu. Şoför kalmadığından otobüs ve metro kullanarak eve dönmesi mümkün değildi. Üstelik pek çok insan kaybolduğu sırada araç kullanıyordu. Şimdi arabalar sağa sola savrulmuş, birbirine çarpmış ve yolların büyük kısmını kapatmıştı.

Tang Mo yarım kilometre yürüdükten sonra yerde devrilmiş sarı bir paylaşım bisikleti gördü.

Telefonunu çıkarıp QR kodunu okuttu.

“Beklediğim gibi, artık kullanılamıyor...”

Tang Mo kaşlarını çattı ve çömelerek bisikletin kilit mekanizmasını inceledi. İki dakika baktıktan sonra yerden bir taş aldı ve kilide vurmaya başladı.

Tak! Tak! Tak! Geri tepmenin şiddeti bileğini biraz acıttı ama gücü eskisine kıyasla çok artmıştı. Yalnızca iki darbenin ardından çelik kilit kırıldı.

Tang Mo kırdığı demir kilide düşünceli bir ifadeyle baktı. Ardından bisiklete binip eve doğru yola çıktı.

Kırk dakika sonra siteye ulaştı ve bisikleti binanın önüne bıraktı.

Sessiz sitenin çevresinde tek bir insan yoktu. Yalnızca rüzgarın ağaç yapraklarını hışırdatan sesi duyuluyordu. Eve çıktıktan sonra birkaç parça kıyafet topladı. Tang Mo'nun anne ve babasının ikisi de ailelerinin tek çocuğuydu. Büyükanne ve büyükbabaları da o daha çocukken vefat etmişti. Üniversitedeyken anne ve babasını trafik kazasında kaybettikten sonra diğer akrabalarıyla da pek görüşmez olmuştu.

Yakın olduğu birkaç arkadaşı ise üniversiteden mezun olduktan sonra Suzhou'da kalmamıştı. Biri Pekin'e gitmişti. Biri Şanghay'daydı.

Şarlatanın kızı da Şanghay'da olduğuna göre, oraya gidip hem onu hem de kendi arkadaşını bulabilirdi.

Tang Mo dün akşamdan beri kütüphanede mahsur kalmıştı. Eve döndüğünde önce karnını doyurdu, ardından birkaç parça kıyafeti bavuluna yerleştirdi. Hazırlıklarını tamamladığında daha ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldı.

Arabası yoktu.

Suzhou'dan Şanghay'a hızlı trenle yarım saatte, arabayla ise yaklaşık bir saatte gidilebilirdi.

Ama hızlı trenlerin şu anda çalışması mümkün değildi. Tang Mo demiryollarının ne halde olduğunu düşünmek bile istemedi. Şehir sokaklarında araç kullanırken bir anda kaybolan sürücüler yüzünden sayısız trafik kazası olmuştu. Aynı şey trenlerde yaşandıysa, kontrolsüz kalan trenlerin birbirine girmiş olması hiç şaşırtıcı olmazdı.

Bir arabaya ihtiyacı vardı.

Tang Mo üst kata çıktı ve ev sahibinin kapısını çaldı. Üç dakika boyunca içeriden hiçbir ses gelmeyince evden getirdiği demir anahtarı kaldırıp kapı kilidine sertçe vurdu.

Kilidi kırıp içeri girer girmez yoğun bir gaz kokusu burnuna çarptı.

Tang Mo'nun gözleri keskinleşti. Hemen mutfağa koşup ocağı kapattı ve pencereleri açarak içeriyi havalandırdı.

Mutfak tezgahında doğranmış sebzeler duruyordu. Belli ki ev sahipleri kaybolmadan hemen önce güzel bir kahvaltı hazırlıyordu. Tang Mo bir yıl önce okuldan ayrılıp bu evi kiralamıştı. Ev sahipleri üst katta yaşayan, son derece iyi kalpli yaşlı bir çiftti. Emekli oldukları için evde çok vakit geçiriyor, zaman zaman Tang Mo'yu yukarı çağırıp birlikte yemek yiyorlardı.

Tang Mo'nun arabası yoktu ve daha önce de sık sık onların aracını ödünç almıştı.

Televizyon dolabının altındaki çekmeceyi açıp alışık hareketlerle araba anahtarını çıkardı. Evi baştan aşağı kontrol etti. Gerçekten kimse yoktu. Kapıyı kapatıp ayrıldı.

Şanghay, Suzhou'ya çok yakındı. Arabayla fazla yakıt tüketmeyecekti ama araca bindiğinde ev sahibinin arabasında neredeyse hiç benzin kalmadığını fark etti. Gösterge kırmızı çizgiye yaklaşmıştı. Bu yakıtla en fazla yolun yarısına kadar gidebilir, sonra yolda kalırdı.

Önce benzin alması gerekiyordu.

Tang Mo anahtarı kontağa takıp sağa çevirdi. Tam motor çalıştığı anda kalbine keskin bir acı saplandı. Sanki devasa bir el kalbini bütün gücüyle sıkıyordu. Tang Mo'nun yüzü bir anda bembeyaz kesildi. Kalbi göğsünde çılgınca atıyor, kanı damarlarında inanılmaz bir hızla dolaşıyordu.

Vücut sıcaklığı akıl almaz bir hızla yükselmeye başladı.

Bir dakika içinde kırk dereceye ulaştı!

Ama bu yüksek ateş Tang Mo'nun beynine zarar vermedi. Bilinci son derece açıktı. Kalbinin üzerinde keskin bir bıçakla et kesiliyormuş gibi hissettiği acıyı net bir şekilde algılayabiliyordu. Vücut sıcaklığı yükselmeye devam ettikçe kalbindeki ağrı da giderek şiddetlendi.

Tang Mo yumruğunu yan koltuğa geçirdi. Ancak bunun acıyı azaltmaya hiçbir faydası olmadı.

Dayanılmaz ağrı yüzünden bilinci yavaş yavaş bulanıklaşmaya başladı.

On saat sonra Tang Mo gözlerini açtığında dışarısı çoktan kararmıştı. Baygın olduğu süre boyunca kıyafetleri defalarca terden sırılsıklam olmuş, ardından kendi kendine kurumuş ve tekrar terle ıslanmıştı. Bunun kaç kez tekrarlandığını bilmiyordu. Sonunda kalp atışları normale dönmüş, sebepsiz ağrı tamamen kaybolmuştu.

Tang Mo'nun yüzü hala biraz kötü görünüyordu ama gözleri son derece keskin ve canlıydı.

Elini göğsüne götürdü. Kalbi artık normal bir ritimde atıyordu. Vücudunun geri kalanını da kontrol etti. Herhangi bir anormallik yoktu.

Sonra elini uzattı ve boşluğun içinden bir kitap çekip çıkardı.

Kitabı gerçekten de dümdüz havadan çıkarmıştı. Ama Tang Mo'nun yüzünde en ufak bir şaşkınlık yoktu. Deftere benzeyen bir kitaptı. Sert, sarımsı kahverengi kraft kağıttan bir kapağı vardı. Tang Mo kitabı açtı. İçindeki bütün sayfalar bomboştu. Boş kağıda dikkatle bakmaya başladı. Bakışlarının altında, beyaz sayfanın üzerinde satır satır yazılar belirdi.

【Özel Yetenek: Nimeti Al, Külfetine Katlanma】

【Sahibi: Tang Mo】

【Tür: Özel Tip】

【İşlev: Özel yetenekleri toplamak】

【Not: Her insanın kalbinde bir hayal vardır: Nimeti alıp külfetine katlanmamak! Tang Mo'ya şöyle düzgün, efendi görünümlü biri diye bakmayın. İnsan sarrafı olmak kolay değildir; onun da hep böyle işler çevirmek istediğini kim bilebilirdi? Tang Mo yedi yaşındayken komşunun çocuğunun çikolatasını gizlice yedi, parasını vermedi. On yaşında sıra arkadaşının ödevini kopyaladı, yine parasını vermedi. On beş yaşında hayatındaki ilk porno videosunu, hem de erkek erkeğe olanından, gizlice izledi... Ve yine parasını vermedi!

Gördünüz mü? Aklında hep nimeti alıp külfetine katlanmamak var!】

“...”

Sen kafayı mı yedin!!!

Tang Mo az kalsın kitabı tek tokatla duvara yapıştıracaktı.

Neyse ki son anda kendini tuttu.

Bu onun özel yeteneğiydi.

Tang Mo uyandığı anda bir özel yetenek kazandığını zaten biliyordu. Yeteneği rüzgar, ateş, yıldırım gibi bir şey değildi. Doğuştan gelen insanüstü bir güç de değildi. Sadece bir kitaptı. Üstelik insanın suratına geçirip parçalamak isteyeceği türden bir kitap.

Tang Mo kitabın sayfalarını tekrar tekrar çevirdi. Ne yazık ki ilk sayfadaki birkaç bilgi dışında hiçbir yerde başka bir yazı yoktu. Yarım saat boyunca kitabı inceledi ama hiçbir sonuç çıkaramadı. Uzun süre bakınca kitabın üzerinde yeni bir satır belirdi.

【Not: Tang Mo'nun para vereceğini mi sandın? Dostum, şu anda benzin istasyonunda benzin alırken para verip vermemeyi düşünüyor!】

“...”

Güm!

Kitap arabanın camından dışarı fırladı.

Bir dakika sonra ince yapılı, yakışıklı genç adam arabadan indi ve ifadesiz bir yüzle kitabı yerden alıp geri getirdi.

Kitabı ön yolcu koltuğuna bıraktı. Bir daha yüzüne bile bakmadı. Arabayı en yakın benzin istasyonuna sürdü. Benzinlik ölüm sessizliğine gömülmüştü. Ortada tek bir insan yoktu. Birkaç yakıt hortumu gelişigüzel şekilde yere düşmüş, ağır kokulu dizel her yana akmıştı. Görünüşe göre çalışanlar araçlara yakıt doldururken bir anda ortadan kaybolmuştu.

Tang Mo arabadan inmeden önce kısa bir an durdu. Arka koltukta duran cüzdanını yanına aldı.

Benzinlikte kimsenin olmadığı son derece açıktı ama yine de seslendi.

“Kimse var mı?”

Cevap gelmedi.

Tang Mo doğrudan pompalardan birinin yanına yürüdü. Makinede çoktan bir kart takılıydı. Bu, çalışanların kullandığı kartlardan biriydi. Benzin istasyonundaki her çalışanın yüksek limitli böyle bir kartı vardı. Müşterilerin yakıt ücretini bu karttan düşüp araca benzin dolduruyorlardı.

Tang Mo'nun kendi arabası olmadığı için özel bir yakıt kartı da yoktu. Şimdilik çalışan kartını kullanmaktan başka çaresi yoktu.

Sessiz ve bomboş benzinlikte uzun boylu, ince yapılı siyah saçlı genç adam kısa sürede depoyu tamamen doldurdu. Karanlık geceler insana her zaman biraz huzursuzluk verirdi. Burası normalde Suzhou Sanayi Parkı'nın oldukça hareketli bölgelerinden biriydi. Şimdiyse etrafta tek bir insan bile yoktu. Yalnızca Tang Mo parlak ışıkların altında durmuş arabaya benzin dolduruyordu.

Çevredeki karanlığın içinde bir şeyler saklanıyormuş gibiydi. Keskin rüzgar uğultuları birbiri ardına gecenin içinde yankılandı.

Tang Mo pompayı yerine bıraktı. Tam ayrılmak üzereyken yüzündeki ifade hafifçe değişti. Bir şey hatırlamış gibiydi. Cüzdanından iki tane yüz yuanlık banknot çıkardı, üzerlerine bir taş koyup benzinliğin zeminine bıraktı.

Ayağa kalkıp arabaya döneceği sırada soğuk bir şey beline dayandı. Tang Mo eğilmiş halde kımıldamadan kaldı.

“Kıpırdama! Cüzdanını çıkar. Çabuk!”