İçeriğe geç
Çeviri ArşivSeriler

[Serbest Keşif] Çifte Şövalye (2)

Doğrusunu söylemek gerekirse bizim seviyemizdeki bir ekip için bu düşük seviyeli golemler pek de zorlu değildi.

“Bir saat bile geçmeden bütün bölgeyi temizleyeceğimiz kimin aklına gelirdi…”

Göz açıp kapayıncaya kadar Bölge 1'in son odasına varmıştık.

Yenilmiş golemlerin etrafa saçılan kalıntılarını çizmemin ucuyla dürttüm. İçimde hafif bir hayal kırıklığı vardı.

Dört parti üyemizin her biri golemleri kendine özgü bir yöntemle halletmişti.

Çak!

Jupiter her parmak şıklattığında bir yıldırım golemlerden birini erimiş moloz yığınına çeviriyordu.

Çat! Güm!

Damien'in okları şaşmaz bir isabetle golemlerin Büyü Çekirdeklerini delip geçiyordu.

Şak!

Lucas tek ve güçlü bir darbeyle golemin Büyü Çekirdeğini yarıyor, yaratığı ikiye bölüyordu.

Bir de Evangeline vardı…

Gümm!

Resmen onları paramparça ediyordu.

Coşkuyla ileri atılıp mızrağıyla golemlere saplanıyor, ardından hareketsiz kalan yaratıkları kalkanıyla eziyordu.

Golemlerin hiçbiri bu acımasız saldırıya dayanamadı; hepsi parçalara ayrıldı.

“Yaşasın! Yaşasııın!”

Evangeline, mızrağı ve kalkanını sırayla kullanırken ufak bedeni bir o yana bir bu yana sıçrıyordu.

Yüzündeki ifade biraz tuhaf olsa da yiyecek arayan hareketli bir sincabı andırıyordu.

Gürr!

“Yahaaahaa!”

Son golem de kalkanının altında moloza dönüşünce Evangeline zafer çığlığı attı. Çabadan yüzü kızarmıştı ama her zamankinden daha enerjik görünüyordu.

“Başka var mı! Başka kimse yok mu!”

“Sonuncusu oydu, çömez.”

[Bölge 1: Kurumuş Kanalizasyon]

— Tamamlama ilerlemesi: Normal Oda 4/4

Dört odada yaklaşık yirmi Kaya Golemini devirmiştik; üstelik hiçbirimiz bir çizik bile almamıştık.

‘Bu fazla kolay.’

Zorluk o kadar düşüktü ki takım halinde savaşıyormuşuz gibi bile hissetmiyorduk. Her biri kendi yeteneğiyle önüne geleni ezip geçebiliyordu.

Bunlar düşük seviyeli golemler olduğu için onlardan elde edebileceğimiz malzemeler de oldukça sıradandı.

Etkisiz hale getirmek için Büyü Çekirdeklerini yok etmemiz gerektiğinden bütün çekirdekler kullanılamayacak kadar parçalanmıştı.

“Görünüşe göre herkes iyice ısındı. Biraz mola verip sonra Bölge 2'ye geçelim.”

Kanalizasyonun son koridorunda yürürken sesimi yükselttim.

“Bölge 2 daha zorlu olacak, o yüzden tetikte kalın.”

Gerçi dürüst olmak gerekirse mevcut ekibimiz için Bölge 2 de muhtemelen çocuk oyuncağı olacaktı.

Zorluk biraz artsın istiyordum. Sonuçta insan ancak zorlandığında bir şey öğrenirdi.

Çok geçmeden kanalizasyonun yerini geniş bir açıklık aldı.

[Bölge 2: Gizli Sokak]

Loş arka sokakta tek bir sokak lambası titreşerek yanıyor, uzun ve hareketli gölgeler oluşturuyordu.

Burası önceki sefer ele geçirdiğimiz güvenli noktaydı.

İleride gökdelenlerin yükseldiği bir şehir uzanıyordu. Aşağıdaysa karanlık, denizin bulanık derinlikleri gibi kıvrılıp duruyordu.

Gölgelerle örtülü şehri gören Evangeline hayranlıktan ağzı açık kaldı.

“B, bu da ne…?”

“Bugünkü keşfimizin hedefi.”

Tedirginlikle yutkunup elimdeki Şanslı Vuruş'u düzelttim.

Sonunda bu su altı cehennemini gerçekten keşfetmenin vakti gelmişti.

‘Bir sürü Büyü Çekirdeği toplamam gerekiyor.’

Asıl eşya toplama işi şimdi başlıyordu!

İkinci bölgeye adım atmadan önce kısa bir mola vermeye karar verdik.

Çarpışmalar pek zorlayıcı olmamıştı ama sonuçta canavarlarla savaşmıştık. Bir miktar yorulmamız kaçınılmazdı.

Üstelik mola sırasında halletmemiz gereken işler de vardı. Molayı ilan edince parti üyeleri belirlenmiş güvenli alana yerleşip kendi yöntemleriyle dinlenmeye başladı.

Tak. Tak.

Evangeline ve Lucas erzak çantalarından çıkardıkları yiyecekleri iştahla yiyordu. Bedensel güce dayanan şövalyelerden beklenecek hareketlerdi doğrusu.

Lucas'ın büyük iştahı meşhurdu ama Evangeline de ondan aşağı kalmıyordu.

Yanaklarını sincap gibi şişiren Lucas yiyecek paketindekileri açgözlülükle mideye indiriyordu.

“Afiyet olsun~”

Koca bir öğle yemeğini göz açıp kapayıncaya kadar bitiren Evangeline boş yiyecek paketini hışımla salladı.

“Başka yok mu?”

“Hepsini şimdiden mi bitirdin?!”

“Bu kadarını yiyince doyacak gibi bile görünmüyorsun. Bunlar gerçekten yetiyor mu?”

Evangeline hemen erzak çantasında yiyecek bir şeyler aramaya başladı. Gerçekten de bitmek bilmeyen iştahı ergenlik çağında olmasından kaynaklanıyor olabilirdi.

“Hmmmm!”

Lucas da geri kalmamak için kalan yiyecek paketini telaşla ağzına tıkıştırmaya başladı. Hayır Lucas, bir çocukla böyle önemsiz bir konuda yarışmana gerek yoktu.

“Ohh~”

Uzak bir köşede Jupiter kendi dünyasına dalmıştı.

Dudaklarının arasına bir puro sıkıştırmış, dumanını üflüyordu.

Aramızda reşit olmayan biri bulunduğunu hiç umursamaması, görmüş geçirmiş bir savaş gazisine yakışıyordu doğrusu.

Yanından geçerken onu azarlama isteğime engel olamadım.

“Sigarayı bırak, Jupiter.”

Sana daha uzun süre ihtiyacımız var, büyükanne. Tek bir savaşta değil, daha nice savaşta vazgeçilmezsin.

Jupiter cevap olarak yalnızca sırıttı, tek kelime etmedi.

Zaten öğüt dinleyen biri olsa yıllar önce içkiyi ve sigarayı bırakıp daha sağlıklı bir hayat sürmeye başlamış olurdu.

Hatta paralı askerliği de bırakıp huzurlu bir emekliliğe çekilmiş olabilirdi.

Yürümeye devam ederek Damien'in yanına gittim.

“Ah, Prens Hazretleri.”

Damien matarasından su içerken başını kaldırıp bana baktı. Ben de onu başımla selamladım.

“Damien, nasıl gidiyor?”

“İyiyim. Kendimi fazla zorlamadım.”

Yanımda taşıdığım çantayı biraz utangaç görünen Damien'e uzatarak konuştum.

“Bunu al.”

“Ha? Bu da ne…?”

“Bir Büyü Tüfeği.”

Daha doğrusu son ödül kutumuzdan çıkan SR sınıfı Büyü Tüfeği, ‘Avcının İntikamı’ydı.

Damien paketi açınca klasik tasarımlı, uzun bir tüfek ortaya çıktı.

Namluya yerleştirilmiş Büyü Çekirdeği tekinsiz bir mor ışık yayıyordu.

“Arbaletten çok daha güçlü ama silahın davranışı biraz öngörülemez ve cephanesi sınırlı.”

Damien tüfeği dikkatlice kaldırıp inceledi. Heyecanını gizlemekte pek başarılı değildi.

Uzun uzadıya açıklama yapmama gerek yoktu. Uzakgörü sayesinde Damien silahı eline alır almaz nasıl çalıştığını anlayacaktı.

“Şimdilik ikincil silahın olarak kullanmayı dene.”

“Ağırmış. Arbaletten çok daha ağır…”

“Biraz ağır geldi demek?”

Ama yakında bu tüfeklerden yarım düzinesini yanında taşıyacaksın. Dayanıklılığını geliştirmeye çalışsan iyi edersin.

Damien çekingen bir tavırla yan yan bana bakıyordu.

“Bunu benim kullanmamda gerçekten sakınca yok mu? Çok değerli görünüyor.”

“Elbette yok. Artık senin, istediğin gibi kullan. İstersen sağa sola fırlat, kır, ne yaparsan yap.”

“A, ama öyle bir şey yapamam ki!”

Ne yapacağını şaşıran Damien Büyü Tüfeğini sıkıca kucakladı. Yüzüne yavaş yavaş kocaman bir gülümseme yayıldı.

“Teşekkür ederim, Prens Hazretleri. Ona çok iyi bakacağıma söz veriyorum.”

Asıl benim sana teşekkür etmem gerek, seni şanslı karakter.

Onun gülümsemesine karşılık verip diğer arkadaşlarımıza döndüm.

Evangeline ile Lucas yanlarında getirdikleri bisküvileri kemiriyordu (Bunların midelerinin dibi yok muydu?), Jupiter ise purosunu söndürüyordu.

Ellerimi birbirine çırptım.

“Herkes dinlenebildi mi? Yola çıkalım mı?”

Grup tek kelime etmeden ayağa kalktı ve savaşa hazırlandı.

Herkesin meşale ve fenerlerinin hazır olduğundan emin olduktan sonra memnuniyetle başımı salladım.

“Haydi, hareket!”

Böylece zindan labirentinin ikinci bölgesine doğru ilerledik.

Labirentin arka sokaklarına adım atıp ayaklarımızın altındaki özenle döşenmiş rengarenk taşların üzerinden ilerlediğimiz anda…

Ding!

Önümde zindan bölgesinin ayrıntılarını gösteren bir sistem penceresi belirdi.

[Bölge 2: Gizli Sokak]

— Tamamlama ilerlemesi: Normal Oda 0/4, Boss Odası 0/1

— Ele geçirilen hazine sandıkları: 0/5

Bu ikinci bölgede tam beş hazine sandığı bulunuyordu.

‘Artık partinin ekipmanını ciddi ciddi geliştirme zamanı!’

Elde edebileceğimiz eşyaları düşünürken kararlılıkla başımı salladım.

Hepsini temizleyelim!


İki yanı yıkık dökük tuğla duvarlarla çevrili, kayda değer hiçbir yapının bulunmadığı dümdüz bir yolda dikkatle ilerledik.

Karanlık sokaktan huzursuz edici bir hava yayılıyordu.

Her köşe başının sokak lambalarıyla aydınlatıldığı Kore'de bile arka sokaklar ürkütücüdür.

Oysa burada, Göl Krallığı'nın arka sokaklarında, karanlık her yeri kaplamıştı; tek bir ışık izi bile yoktu. Zifiri karanlıktı.

Ürkütücü olmaktan da öte, meşalelerimizin ışığıyla attığımız her adım gerginlik doluydu.

‘Burası kelimenin tam anlamıyla bir canavar ini.’

Bu suya gömülmüş şehirde yalnızca hayaletler ya da ruhlar değil, her türden düşman yaratık saklanıyordu.

Neyse ki her seferinde yalnızca tek bir canavar türü ortaya çıkıyordu. Bizim durumumuzda bunlar golemlerdi.

‘Ama bunu bilmek bile karanlıktan ansızın bir golem fırlayınca duyulan korkuyu azaltmıyor!’

Düşünsenize, sokağın sonunda ev büyüklüğünde bir golem birden önünüze atlıyor… Sırf düşüncesi bile tüylerimi diken diken etti.

Ve sonra.

GÜMMM!

Tam bu ihtimali düşünürken düşündüğüm şey gerçeğe dönüştü!

Dikkatle ilerlediğimiz sokağın sağ tarafında devasa bir golem tuğla duvarı parçalayarak dışarı fırladı.

“Ah, siktir!”

Gafil avlanınca istemsizce küfredip irkilerek geriye sıçradım.

Meğer ilk zindan odasına çoktan girmişiz. Her yer zifiri karanlık sokaklardan ibaretken nereden bilelim!

Golem, metal eldivenleri ve eklemleriyle steampunk tarzı bir fantastik eserden fırlamış gibiydi.

İlk bölgedeki golemler de sevimli denecek kadar iriydi; neredeyse büyük bir kamyon boyutundaydılar.

GROOOO!

Devasa golem kollarını iki yana açınca gövdesinden kulakları sağır eden bir kükreme yükseldi, bir tren gibi beyaz buharlar püskürttü.

“Ben durdururum!”

Lucas bağırarak sağa atıldı ve kılıcını geniş bir yay çizerek savurdu.

Çang!

Lucas'ın kılıcının çarptığı golemin kolu kuvvetle geriye savruldu.

Ding!

O anda önümde bir sistem penceresi belirdi.

[Gizli Sokak — Oda 1]

— Düşmanları yok edin!

— Sv.15 Buhar Golemi [Elit]: 2 adet

  1. seviye. Buhar Golemi. Elit canavar. Ama beni asıl şaşırtan bu değildi.

‘İki tane mi?’

İnanamayarak haykırdım.

“Bir tane daha var…!”

GÜMMM!

Bu kez sokağın sol tarafından.

İkinci bir golem çevredeki duvarı parçalayarak ortaya çıktı.

GROOOO!

Gövdesinden buharlar yükselen golem, kulakları sağır eden mekanik bir kükremeyle dosdoğru üstümüze atıldı.

Üzerimize bir yük treni geliyormuş gibiydi!

Güm!

Evangeline sağlam kalkanıyla hücumunu durdurdu.

Evangeline'in ince bacakları geriye doğru kaydı.

Yere çakılmışçasına sağlam basan ayakları altındaki taşları parçaladı ve etrafa toz bulutu kaldırdı.

“Lanet olsun! Bu da ne böyle, boğa mı…!”

Evangeline dişlerini sıkarak homurdandı.

“Öff!”

Karşı tarafta Lucas da boğuk bir inilti çıkardı.

Endişeyle ona döndüğümde Lucas'ın saldırı altında kaldığını gördüm.

Golemin peş peşe indirdiği yumrukları kılıcıyla savuşturarak durmak bilmeyen saldırısına zar zor dayanıyordu.

Güm! GÜMMM!

Lucas tehditkar metal yumruklardan kaçmak için yuvarlanırken göz göze geldik. İşaretimi fark etti, ben de hemen başımı salladım.

Benim gibi savaşçı olmayan birinin burada bulunma nedeni belliydi.

“Şimdi emir verme zamanı!”

Hızlı ve doğru emirler vermek için buradaydım!