Protect the Empire, özünde bir savunma oyunudur.
Peki bu tür oyunların altın kuralı nedir?
Canavarlar belirli davranış kalıplarını izler. Bu kalıplar, oyuncuların onları anlayıp buna uygun savunma stratejileri geliştirebilmesi için tasarlanmıştır.
Protect the Empire'da canavarlar genellikle tek bir davranış kalıbı sergiler.
'İnsanları öldür.'
En yakındaki insanı hedef alıp ona ulaşabilecekleri en kısa yolu seçerler.
Bu kadar açık davranış kalıpları sayesinde sayısız strateji oluşturulabilir.
En basit strateji dikkat dağıtmaktır. Küçük bir birlik göndererek canavarların dikkati çekilir ve belirlenen bir konuma yönlendirilmeleri sağlanır.
Bir de benim tercih ettiğim strateji var: 'Zorunlu Güzergah'.
Ahşap çitler, duvarlar, barikatlar ve benzeri engellerle yollarını kapatarak zaman kaybetmelerini sağlayabilirsiniz.
Güzergahları tamamen kapanırsa canavarlar engelleri yıkıp ilerlemeye devam eder. Ancak küçük bir açıklık bırakırsanız ve ufak bir birliği yem olarak kullanırsanız canavarları o yolu izlemeye yönlendirebilirsiniz.
Bu şekilde oluşturulmuş güzergahın sonunda onları çapraz ateş bekler.
Canavarları dar bir alana sürüp bütün ateş gücünü üzerlerine yoğunlaştırarak hepsini tek seferde yok etmek.
Bir savunma oyununun temel stratejisi budur.
“İşte 'Öldürme Bölgesi'!”
Yumruğumu sımsıkı sıkarak bağırdım.
— GÜM! GÜM-GÜM-GÜM!
Canavarlar, çit duvarlarının arasında bırakılan girişten birer birer akmaya başladı.
Kale surlarına yerleştirilmiş toplar, içeri giren bu yaratıklara peş peşe ateş püskürdü.
— GÜÜM! GÜM-GÜÜM!
Geçitten içeri giren Yaşayan Zırhlar korkunç patlamalarla eriyip gidiyordu.
“Ateş!”
Avazım çıktığı kadar bağırırken kolumu çılgınca savurdum.
“Ateş! Ateş! Durmayın! Namlular eriyene kadar ateş etmeye devam edin!”
Emrimi Lucas tekrarlayarak askerlere iletti.
“Ateş edin, yeniden yükleyin, sonra tekrar ateş edin! Onlara soluklanacak fırsat vermeyin!”
Her topun başındaki ter içindeki askerler durmadan yeniden yükleyip ateş ediyordu.
Kulakları sağır eden gümbürtüler her yanı kaplıyor, mermilerin isabet ettiği noktada patlamalar ardı ardına meydana geliyordu. Yaşayan Zırhlar acımasızca yok ediliyordu.
Ama savaş henüz bitmemişti.
“Lilly!”
Hızla yana döndüm.
“Yerçekimi Alanı Artefaktı hazır mı?”
“Hazır!”
Bir şekilde bütün artefaktların sorumluluğunu üstlenmiş olan Lilly hemen cevap verdi. Başımı salladım.
“Etkinleştirin!”
“Emredersiniz! Yerçekimi Alanı Artefaktı etkinleştiriliyor!”
Hazır bekleyen simyacılar hep bir ağızdan karşılık vererek kahverengi büyülü düzeneği çalıştırdılar.
“Artefakt etkinleştiriliyor!”
— Vırrrr!
Yerçekimi Alanı Artefaktı, alışılmadık bir çalışma sesi çıkararak harekete geçti.
Onarılabilen az sayıdaki R sınıfı artefakttan biriydi.
Etkisi oldukça basitti. Belirli bir bölgedeki yerçekimini artırarak düşmanların hareketlerini yavaşlatıyordu.
Ama onu etkili kılan da bu basitliğiydi.
Yerçekimi alanı Öldürme Bölgesi'ni kapladığında zaten yavaş hareket eden Yaşayan Zırhlar beceriksizce sendelemeye başladı.
Bu da doğal olarak top atışlarının isabet oranını artırdı.
“Onları böyle uzakta tutmaya devam etmemiz yeterli mi?”
Yanımda alev alev yanan savaş alanını inceleyen Damien biraz tereddütle sordu.
“O yaratıklar bu savunmayı geçemez, değil mi?”
“...”
Hiçbir şey söylemeden çapraz ateş altında paramparça olan Yaşayan Zırhları izledim.
Bu kadar basit bir stratejiyle kolayca durdurulabilselerdi onları en büyük düşmanlarımız olarak görmezdim.
Beklediğim gibi.
— GÜRRR, GÜRRR!
Yoğun duman bulutunun arasından canavarlar birer birer Öldürme Bölgesi'nden çıkmaya başladı.
Yaşayan Zırhların her biri bir kalkan taşıyordu.
Kalkanlarını kusursuzca kaldırarak top mermilerinin etkisini azaltıyor ve saldırıya dayanıyorlardı.
Sonuçta daha en başından sağlam zırhlardan oluşan yaratıklardı.
Top ateşini üzerlerinde yoğunlaştırıp hasar versek bile hepsini yok etmek imkansızdı.
“Balista birlikleri!”
İşte bu yüzden ayrıca bir temizleme birliği hazırlamıştık.
“Çapraz ateşten kaçanlara ateş etmeye başlayın!”
Lucas hiç vakit kaybetmeden emrimi iletti.
“Balistalar, ateş!”
“Emredersiniz! Atış başlıyor!”
Balistalarının başında hazır bekleyen askerler hep birlikte ateşlemeye başladılar.
— TAK! TAK-TAK-TAK!
Boğuk fırlatma sesleriyle birlikte balistalardan iri oklar çıktı.
Fırlatılan oklar, kalkanlarını kaldırmış halde Öldürme Bölgesi'nden kaçan Yaşayan Zırhlara doğru uçtu.
— ÇAT! KÜTÜRT!
Parçalanan kalkanların sert, ürpertici sesi yankılandı.
Top ateşine dayanırken zaten yıpranmış olan Yaşayan Zırhlar, balista saldırısına karşı koyamayarak birer birer yere devrildi.
— Grrrrrr...!
— GÜM, GÜM!
Saman kuklaları gibi yıkılan Yaşayan Zırhlara yukarıdan bakarken düşman bilgileri penceresini açtım.
[Düşman Bilgileri — AŞAMA 1]
— Sv.? ??? : 1 adet
— Sv.5 Yaşayan Zırh Hücum Askeri: 810 birim (Öldürülen: 242)
Öldürülen düşman sayısı inanılmaz bir hızla artıyordu.
'Güzel, her şey kitaba uygun ilerliyor.'
Bir Öldürme Bölgesi oluştur, düşmanları olabildiğince uzun süre orada tut ve hepsini tek seferde yok et.
Protect the Empire'ın ders kitaplarına uygun savunma stratejisiydi bu. Henüz ilk aşama olmasına rağmen oldukça iyi savaşıyorduk.
Cepheyi böyle koruyabilirsek...
“Prens Hazretleri!”
Ancak...
“Duvarın etrafından dolaşanlar var!”
“...!”
İşler o kadar kolay olmayacaktı.
Dürbünümü hızla kaldırıp Lucas'ın gösterdiği yere baktım.
Yaşayan Zırh birliklerinin bir kısmı ahşap çit duvarının etrafından dolanarak sağa ve sola ayrılıyordu.
Yollarını tamamen kapatsak duvarı yıkacakları için ortada ve iki uçta açıklıklar bırakmıştık.
Ortadaki yol tıkanıp kalabalıklaşınca arkadaki Yaşayan Zırhlar sağdan ve soldan dolanmaya başlamıştı.
Etrafından dolaşanların sayısı fazla değildi. Ama durdurulmaları gerekiyordu.
“Jupiter!”
Hemen Jupiter'a seslendim. Jupiter ve partisi geri çekilmiş, şehir surunun yakınında emir bekliyordu.
“Çitin sağından dolaşan Yaşayan Zırh birliklerini sana emanet ediyorum! Vur-kaç taktiğiyle önlerini kesin!”
“Emredersiniz.”
Jupiter emrimi kabul ederek atını hafifçe mahmuzladı.
“Haydi! Hücum!”
Jupiter'ın beş kişilik partisi uçuyormuşçasına ileri atıldı.
Bizi kuşatmaya çalışan Yaşayan Zırhlara doğru dörtnala ilerleyen Jupiter iki elini birden kaldırdı.
“Alın bakalım şunu!”
— ÇAK!
— GÜÜM!
Gökten inen yıldırım Yaşayan Zırhları ateşlerin içine gömdü.
'Güzel. Jupiter o tarafı iyi tutuyor.'
Geriye sol taraftan bizi çevrelemeye çalışanlar kalıyordu.
Yan tarafa göz attım. Göz göze geldiğimizde Damien duyulacak kadar belirgin bir şekilde yutkundu.
“Damien.”
“E-efendim!”
“Sıra sende.”
Uzaktan ilerleyen Yaşayan Zırhları çenemle işaret ettim.
“Çitin solundan bizi kuşatmaya çalışanları vur.”
“...Emredersiniz.”
Damien arbaletini sıkıca kavrayıp surlara çıktı.
Arbaletini surun üzerine dayayarak öndeki Yaşayan Zırha nişan aldı ve ardından...
“Huuu...”
Derin bir nefes almak için gözlerini kapattı, sonra yeniden kocaman açtı.
Ardından tetiği çekti.
— TAK!
— VİJJ!
Havayı yaran sesle birlikte arbaletten bir ok fırladı.
Atılan ok, bir arbaletin normal menzilinin çok ötesine uçtu.
— ÇİNK!
Hedef alınan öndeki Yaşayan Zırh kalkanını kaldırdı ama...
— ÇAT!
Ok, bir yılan gibi havada kıvrılarak akıl almaz bir yörünge çizdi, kalkanın etrafından dolanıp zırhı delmek üzere ilerledi.
— TAK!
Yaşayan Zırhın miğferiyle göğüs zırhı arasındaki boşluğa saplandı.
Zırhın içinde titreşen mavi alev dağıldı, sonra parçalara ayrıldı.
— Grrrr, ŞANG!
Sanki çekirdeği delinmiş gibi zırhlı yaratığın hareketi bir anda durdu. Ardından boş zırhı yere yığıldı.
Bu tarafı izleyen askerlerin hepsi şaşkınlıkla bakakaldı. Yüzümde memnun bir gülümseme belirdi.
[Uzakgörü]'nün gücü buydu.
Düşmanın zayıf noktasını tespit edip tam isabetle vurmak.
'Yine de sıradan bir arbalet ve okla bir hayaletin Ruh Çekirdeği'ni delmek...'
Bu lanet özellik ne kadar büyük bir isabet düzeltmesi sağlıyordu böyle!
— VİJJ! VİJJ! VİJJ!
Damien aralıksız ok atmaya devam etti.
— Gah...
— Grrraaah!
Ve bu okların istisnasız hepsi Yaşayan Zırhlara saplandı.
Tek atış, tek ölüm.
Gerçekten tanrısal bir beceri gösterisiydi. Çevredeki askerler ağızları açık halde Damien'ı izliyordu.
Damien etrafındaki bakışlara aldırmadan oklarını yükleyip ateş etmeyi sürdürdü.
Ön tarafta Öldürme Bölgesi vardı, sağ tarafı Jupiter tutuyordu, solu ise Damien koruyordu.
Savunma savaşı olağanüstü iyi gidiyordu.
[Düşman Bilgileri — AŞAMA 1]
— Sv.? ??? : 1 birim
— Sv.5 Yaşayan Zırh Hücum Askeri: 560 birim (Öldürülen: 492)
Farkına varmadan beş yüz ölüme yaklaşmıştık!
Dengelenmiş cepheyi gözden geçirip kendi kendime başımı salladım.
'Böyle devam ederse boss canavarı ortaya çıkana kadar her şey yolunda gider, değil mi?'
Tam o sırada...
Savaş alanına saçılmış mağlup Yaşayan Zırhların içinden sis benzeri bir madde sızmaya başladı.
“...?”
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.
Bu da neyin nesiydi?
Oyunda buna benzer hiçbir şey olmamıştı.
Sisler yukarıda yavaş yavaş toplanıp tek bir biçimde birleşmeye başladı.
Başta belirsiz bir küme olan şey gitgide belirginleşiyordu. Öldürülen Yaşayan Zırh sayısı arttıkça daha da...
Sonra, öldürülen düşman sayısı tam beş yüze ulaştığında...
— DİNG!
Düşman bilgileri penceresi değişti.
[Düşman Bilgileri — AŞAMA 1]
— Sv.25 Hayalet Şövalye: 1
— Sv.5 Yaşayan Zırh Hücum Askeri: 552 birim (Öldürülen: 500)
Gizli boss canavarının adı açığa çıkmıştı.
Yaşayan Zırh Lejyonu'nun lideri, 'Hayalet Şövalye'.
Buraya kadar her şey beklediğim gibiydi.
Ancak adı ortaya çıktığı anda...
— Sssssss!
Havada asılı duran sis kütlesi katılaşmaya başladı.
Yırtık pırtık giysilere bürünmüş, korkunç biçimde çarpılmış solgun uzuvlara sahip ürpertici bir varlık... Kısacası canavarı andıran bir hayalet.
'Yaşayan Zırh Lejyonu'nun boss canavarı Hayalet Şövalye bu!'
Bu yaratık normalde Yaşayan Zırh Lejyonu'nun sıradan canavarlarının hepsi yok edildiğinde, zırhların içindeki ruhlar birleşince ortaya çıkardı.
Yaşayan Zırh Lejyonu'nun dehşet verici gücü buydu.
Lejyonun kendisi bile güçlü bir düşmandı ama hepsi yok edildikten sonra sanki ikinci raunt başlıyormuş gibi bir boss canavarı ortaya çıkıyordu.
'Ama ben henüz bütün Yaşayan Zırhları yenmedim ki?'
Neden bu kadar erken ortaya çıkmıştı?
Beliren Hayalet Şövalye hiçbir hareket yapmadı. Ne geniş çaplı bir zayıflatma etkisi oluşturdu ne de yıkıcı bir saldırı başlattı.
Yalnızca havada amaçsızca süzülüyordu.
“N-n-ne oluyor böyle...?!”
“Ş-ş-şu da ne?!”
Ama burası bir oyun değildi. Acımasız gerçekliğin ta kendisiydi.
Gökyüzünde ansızın ortaya çıkan bu devasa, doğa dışı varlık askerleri paniğe sürüklemeye yetmişti.
'Lanet olsun!'
Dişlerimi sıktım.
İnsanlar arasındaki savaşla canavarlara karşı verilen savaş arasındaki temel fark buydu.
Yabancı bir varlığın mevcudiyetinin uyandırdığı ilkel korku.
Boss canavarının ortaya çıkması bile askerlerin korkuyla çözülmesine yetmiş, ön cephedeki etkinliği ciddi biçimde düşürmüştü.
Üstelik korkudan donakalanlar yalnızca insanlar değildi.
— Hiii! Hiii!
Atlar da korkuya kapılıp paniğe başladı. Boss sınıfı canavarın yaydığı uğursuz auraya dayanamıyorlardı.
Surların dışında gerilla taktiği uygulayan Jupiter'ın partisinin savaş atları da bundan etkilenmişti.
Atlar dehşet içinde dört bir yana fırladı. Tam sonraki yıldırım büyüsünü hazırlayan Jupiter dengesini kaybedip eyerinden savruldu.
“Lanet olsun, sizi lanet...!”
— GÜM!
Atından fırlayan Jupiter yere çakıldı.
“Ah?!”
“Öğh!”
Jupiter'ın diğer parti üyeleri de aynı kaderi paylaştı. Kontrolsüzce şahlanan atlarından savrulurken hepsi acıyla inledi.
“Ah, ah...?”
Düştüğünde başını yere çarpmış olan Jupiter sersemlemişti.
Ayağa kalkmak için uğraştı ama sonunda bilincini kaybetti.
— ROOOAAAR!
Bu sırada dağılan Öldürme Bölgesi'nden kurtulan Yaşayan Zırhlar çılgınca üzerimize hücum etti.
Hedefleri ne miydi? Ellerine geçirdikleri insanları katletmek.
