İçeriğe geç
Çeviri ArşivSeriler

Tanrıların Ahmakça Oyunu

Bölüm 1


“Doktor! Doktor! Sanırım doğuruyorum!”

Loş, küçük klinikte yürek parçalayan çığlıklar yankılanıyordu. Üstü başı kan içinde bir kadın, paslanıp dökülmeye yüz tutmuş doğum koltuğuna bağlanmış, kıvranarak kurtulmaya çalışıyordu.

“Çabuk! Doktor, çabuk gelip baksana, çıkıyor!!”

“Niye hala gelmiyorsun! Doktor! Doktor!? Sen gerçekten doktor musun?! Dönüp bir baksana!!!”

Hamile kadının çığlıkları gittikçe tizleşiyor, çırpınışları da giderek daha çılgın bir hal alıyordu. Fakat hemen yanında duran doktor başından beri dönüp ona bir kez bile bakmamıştı. Yalnızca başını sallayıp ağırdan alarak geçiştirdi:

“Tamam, tamam, geliyorum. Acele etmeyin. Doğum aletlerini hazırlıyorum. Hanımefendi, çocuğunuzun doğar doğmaz yere düşmesini siz de istemezsiniz, değil mi?”

Bu sözler, giderek deliye dönen hamile kadın üzerinde öldürücü bir etki yaratmış gibiydi.

Çılgınca taşkınlığı bir anda kesildi. Kıpkırmızı gözleri yavaş yavaş berraklaştı. Gözbebekleri mekanik ve ağır hareketlerle bir tur dönüp sonunda karnına yöneldi.

Kadın aptallaşmış gibi mırıldandı:

“Çocuk... evet, çocuk... Çocuk yere düşmemeli. Ben çocuk doğuracağım. Çocuk yere düşmemeli...”

Aynı sözleri tekrar tekrar sayıklarken duyguları da yavaş yavaş yatıştı.

Çok geçmeden küçük klinik yeniden sessizliğe gömüldü. Geriye yalnızca aralıksız yankılanan “tak tak” metal dövme sesleri kaldı.

Doktor, doğum aletlerini yapıyordu.

Doktorun önünden küçük kıvılcımlar sıçradı ve loş odayı bir anlığına aydınlattı.

Kıvılcımlar hamile kadının dikkatini çekti. Karnını tutarak başını çevirip doktorun sırtına baktı. Gözleri yeniden yavaş yavaş kızarmaya, yüzü de bir kez daha korkunç bir ifadeyle buruşmaya başladı.

“Doktor! Ne yapıyorsun sen?! Ne yapıyorsun!?”

“Ben mi? Size söylemedim mi? Doğum aletlerini hazırlıyorum. Son zamanlarda kliniğe çok fazla hasta geliyor, hemşirelerin hepsi yardıma gitti. Böyle ufak tefek işleri de mecburen kendim hallediyorum.”

Bunu söylerken doktor arkasını döndü ve az önce döverek birleştirdiği kaba çelik testereyi hamile kadına gösterdi.

Yüzünde güneş gibi aydınlık, neşeli bir gülümseme açıldı. Biraz da gururla,

“Bakın, hazır,” dedi.

Hamile kadın çelik testereyi gördüğü anda bütün bedeni kasılarak titremeye başladı.

Çırpındıkça deri kayışlar paslı koltuğu çekiştiriyor, insanın dişlerini sızlatan bir sürtünme sesi çıkarıyordu.

Kadın bacaklarını delirmiş gibi savuruyor, vücudundaki kirli kanı her yana sıçratıyordu.

“Ne yapacaksın onunla?! O doğum aleti değil! Ne yapacaksın bana!!”

“Hanımefendi, lütfen dikkatli bakın. Bu bir doğum testeresi.”

Doktor çelik testereyi elinde tutarak hamile kadına yaklaştı. Bakışları düzensiz testere dişlerinin üzerinde geziniyor, sanki bir sanat eserini seyrediyormuş gibi hayranlıkla onları inceliyordu.

Bir yandan da şakır şakır övgüler dizdi:

“Bu, SCIENCE dergisinde yayımlanmış en ileri doğum tekniklerinden biri. Bu doğum testeresiyle karnınızı kesip açmamız yeterli; böylece çocuğunuz sapasağlam bir şekilde doğum koltuğunun üzerine dünyaya gelebilir. Normal doğum sırasında çocuğun yere düşmesi gibi sık yaşanan trajedilerin daha en baştan önüne geçmiş oluruz. Enfeksiyon riski de azalır.

“Üstelik bu keskin testere dişleri yaranın daha geniş açılmasını sağlayarak doğum sırasında alan yetersizliğinden çocuğun kafasının sıkışmasını da engeller.”

Doktor aleti kadının karnının üzerinde şöyle bir ölçüp biçti, ardından gözlerini kısarak gülümsedi.

“En önemlisi de şu: Bu yöntemin şu ana kadarki olumsuz yorum sayısı sıfır.”

“Çocuğum... güvende... Benim çocuğum... güvende olacak...”

“Evet hanımefendi. İçiniz rahat olsun. Ben bu klinikteki en kıdemli doğum doktoruyum. Çocuğunuzun güvenliğini kesinlikle sağlayacağım.”

Bu güvenceyi duyan hamile kadın bir anda heyecanlandı.

Küçük bir tepe gibi şişmiş karnına kuvvetle vuruyor, başını ileri uzatıp sabırsızlıkla bağırıyordu:

“Çabuk! Çabuk doğurt çocuğumu! Çocuğum geliyor! Çabuk doktor!! Çabuk!”

“Size hizmet etmek benim için bir onurdur.”

Doktor kaba çelik testereyi kaldırdı. İki eli de zerre titremiyordu.

Testereyi kadının tenine hafifçe değdirdikten sonra alışkın bir hareketle yukarı doğru çekti.

“Şrrt—”

İncecik bir kan çizgisi kıvrılarak yukarı uzandı.

İyice olgunlaşmış bir karpuz, göz açıp kapayıncaya kadar yarılıverdi.

Hemen ardından—

“Pat—!”

Daha fazla dayanamayan beden, delinmiş bir balon gibi bir anda patladı.

Kirli kan her yana saçıldı.

Kadın hala ölmemişti.

Korkunç acı yüzünden avazı çıktığı kadar çığlık atıyor, elleriyle ayaklarını aynı anda çırpıyordu. Doktora hem korkuyla hem de zehir saçan gözlerle bakarak delirmiş gibi haykırdı:

“Ne yapıyorsun sen?! Ne yapıyorsun!? Beni öldürmeye çalışıyorsun! Çocuğumu öldürmeye çalışıyorsun!!”

Doktorun bütün vücudu kanla kaplanmıştı ama yüzünde tek damla bile yoktu.

Yüzüne siper ettiği çelik testereyi hafifçe yana çekti ve hastasını yine gülümseyerek teselli etti:

“Hanımefendi, böyle söylemeniz beni gerçekten çok üzüyor. Ben burada sizi ve çocuğunuzu kurtarmaya çalışıyorum. Bakın... çocuğunuz sapasağlam dünyaya geldi.”

Hamile kadının çılgınca çırpınışları bir anda kesildi.

Muazzam bir sevinçle karnına baktı.

Ancak çürümüş etlerle dolu karın boşluğunun içinde, kocaman ve simsiyah bir çift göz ona doğru bakıyor, usul usul kırpışıyordu.

Bu gözler son derece berrak ve canlıydı.

İnsanın dikkatini hemen çekiyordu.

Tabii bağlı oldukları şey kıvranıp duran bir dokunaç olmasaydı muhtemelen çok daha sevimli görünürlerdi.

Ahtapot koluna benzeyen bu korkunç yeni doğana bakan doktorun yüzünde içten bir gülümseme belirdi.

“Bakın, çocuğunuz ne kadar sağlıklı! Gözleri ışıl ışıl. Belli ki... ee... yani... gözleri büyük bir çocuk.”

Hamile kadının yüzündeki sevinç, bu anlamsız övgü yüzünden bir anlığına dondu.

Ama bu, çocuğuna duyduğu taşkın sevgiyi göstermesine zerre engel olmadı.

Çökmüş göz çukurlarından sevinç dolu siyah kanlar süzüldü.

“Çocuğum! Benim çocuğum!!”

“Evet, sizin çocuğunuz.”

“Çocuğumu bana getir! Ona bakmak istiyorum! Erkek mi, kız mı?”

Bunu duyan doktorun gülümsemesi dondu. Yüzünde hafif bir kararsızlık belirdi.

Doğrusunu söylemek gerekirse, ille de bir ahtapot koluna cinsiyet biçmek gerekiyorsa...

“Tebrikler hanımefendi. Saplı... bir oğlan.”

Gerçekten de sapı vardı.

Hatta kendisi zaten başlı başına bir saptı.

“Erkek... erkek mi!?”

Hamile kadının sesi yeniden yükseldi.

Ağır yaraları bile onun kıvranıp çırpınmasına engel olamıyordu. Çılgınlık bir kez daha kirli kanla kaplı, korkunç ve sıska yüzünü ele geçirdi.

“Neden erkek?! Neden erkek oldu?! Onun kız olması gerekiyordu! Sen! Kesin senin doğum tekniğinde sorun var! Senin yüzünden!! Seni beceriksiz doktor!”

Kan gölünün içinde yatan yeni doğan, belki de annesinin öfkesini hissetmiş olacak ki masum masum gözlerini kırpıştırdı.

Doğrusu, vücudunu görmez de yalnızca gözlerine bakarsanız epey sevimliydi.

Doktor bu insanı ne güldüreceğini ne ağlatacağını belli etmeyen manzaraya bakıp başını salladı ve iç çekti.

“Hanımefendi, bildiğiniz üzere çocuğun cinsiyetini doktor değil, anne ve baba belirler. Belki de bunu çocuğun babasına sormalısınız.”

“Çocuğun babası...”

Hamile kadının gözlerinde bir anlığına şaşkınlık belirdi.

Sonra birden zehir gibi bir kahkaha attı.

“O artık yok... Onu yedim... Hahaha, öldü! O adam... çocuğun annesi olmak istedi... Onun hakkı değildi. Anne olmaya yalnızca ben layığım...”

“...Hımm... ne?”

“O artık yok... Bulamıyorum... Hahaha, kayboldu... Çocuğun annesi benim!”

Doktorun CPU'su bir süre aşırı yüklendi.

Fakat sağlam mesleki yetkinliği sayesinde önündeki iş fırsatını çok geçmeden fark etti.

Kaşlarını kaldırdı ve biraz heyecanlanarak konuşmaya başladı:

“Eğer yalnızca basit bir ölüm vakasından bahsediyorsak, kliniğimiz size ölü ruhlara danışabileceğiniz özel bir hizmet sunabilir, hanımefendi. Böylece hala ona gidip çocuğunuzun neden erkek olduğunu sorabilirsiniz.

“Ama bu hizmet... biraz pahalı olabilir.

“Yine de bana sorarsanız, çocuk için her şeye değer...”

Doktor bütün gücüyle hizmetin reklamını yapıyordu. Sanki bu işi bağlayabilirse eline epey yüklü bir para geçecekmiş gibiydi.

Belki de doktorun samimiyetinden etkilendiği için hamile kadının bakışları birkaç kez zehirli öfkeyle şaşkınlık arasında gidip geldi.

Sonunda yürüyen bir ceset gibi başını salladı.

“Çocuğum için bir açıklama istiyorum. Ne yapmam gerekiyor?! Çabuk doktor, ona sormaya gideceğim!”

“Çok güzel hanımefendi. Öncelikle gözlerinizi kapatın.”

Hamile kadının biraz tereddüt ederek gözlerini kapatmasını izleyen doktorun dudaklarının kenarında tuhaf bir gülümseme belirdi.

Çelik testereyi kaldırıp kaba dişlerini bir kez daha hareket ettirdi.

Bu kez kadının boynuna.

“Şimdi derin bir nefes alın... Evet, evet, çok güzel. Başınızı geriye doğru yatırın. Evet. Boynunuzu biraz daha yukarı kaldırın. Güzel. Acele etmeyin, az kaldı...”

“Şrrt...”

Doktorun eli bir an kaydı.

Tak...

Bir şey yere düştü.

Kirli kan dört bir yana fışkırdı ve bembeyaz duvarın üzerine zincifre kırmızısı, enfes bir tablo çizdi.

“Ee... ufak bir aksilik oldu ama ameliyat gayet başarılı geçti. Hanımefendi, artık çocuğunuzun babasını bulmaya gidebilirsiniz.”

Doktor dilini şaklattı. Kana bulanmış elini beyaz önlüğüne gelişigüzel sildi, ardından yerdeki kafaya göz attı.

“Iyy, bayağı ürkütücü.”

Hemen ayağıyla kafayı uzağa tekmeledi.

Sonra çelik testereyi kaldırdı ve başını çevirerek hastanın cesedinin üzerindeki dokunaca baktı.

Kocaman gözleri hala pır pır kırpışıyordu.

Görünüşe göre ne olup bittiğini henüz anlayamamıştı.

Ya da belki henüz anlayabilecek bir zihinsel kapasitesi bile yoktu.

“Az önce söyledim, bu hizmet biraz pahalı. Annen de daha parasını ödemedi ama görünüşe göre bir süre geri dönemeyecek.

“Ne dersin... onun yerine sen ödesen?”

Herhangi bir kavrayış yeteneği olmasa bile ölümün yaklaştığını hisseden yeni doğan içgüdüsel olarak şiddetle çırpınmaya başladı.

Ama doktorun gözünde bu çırpınış daha çok bir davete benziyordu.

Kesme tahtasındaki balık ne kadar çok çırpınırsa, balıkçı da bıçağını o kadar şevkle indirirdi.

“Şrrt—”

Doktor hiç tereddüt etmeden testereyi bedeninin içinden geçirdi.

Yeni doğmuş dokunaç acıyla kasılıp titredi.

Çok geçmeden o sevimli, kocaman gözlerdeki ışık tamamen söndü.

Artık kıpırdamıyordu.

Dünyaya geldiği gün, ölümü de kucakladı.

“Hesap kapandı. Bizi tercih ettiğiniz için teşekkürler!”

Doktor zarifçe eğilip selam verdi, elindeki çelik testereyi yere attı ve arkasına bile bakmadan loş odadan çıktı.

【Tek Kişilik Sınav (Artık【Doğum】) başarıyla tamamlandı】

【Puanlama yapılıyor ve ödüller hesaplanıyor...】

【Oyuncu: Cheng Shi, Performans Notu: S】

【Yiyecek kazanıldı: Parmak Ekmeği (C) ×5】

【Yiyecek kazanıldı: Konserve Balçık İçeceği (C) ×5】

【Yiyecek kazanıldı: Taklit Göz Küresi Pastası (B) ×1】

【İlahlık Yolu +0, Huzura Kabul Merdiveni +0】 (Tek Kişilik Sınavlar puan kazandırmaz.)

【Mevcut İlahlık Yolu Puanı: 2104, Dünya Sıralaması: 499713】

【Mevcut Huzura Kabul Merdiveni Puanı: 156, Kader Yolu Sıralaması: 74】

【Sınav tamamlandı. Çıkış yapılıyor.】