İçeriğe geç
Çeviri ArşivSeriler

"Ben..."

Damien tereddüt ederek dikkatle konuştu.

"O zamandan beri bunu düşünmedim. Sizinle yaptığımız o anlaşmayı, Prens Hazretleri."

"..."

"Bütün canavarlar yenilip bu cepheye barış geldiğinde bana tekrar sorun, Prens Hazretleri."

Damien, gülümsüyor mu yoksa ağlıyor mu anlayamadığım bir yüzle bana baktı.

"O zaman cevap veririm. Sizden hala... nefret edip etmediğimi."

"O gün mutlaka gelecek, Damien."

Üç yıl daha.

Nasıl bir biçim alırsa alsın, sona giden yolun tamamını yürüdükten sonra bir sonuca varılacaktı.

"Ve o gün cevabın ne olursa olsun, seve seve kabul edeceğim."

Elimi uzatıp Damien'ın sargılı gözünün üzerine koydum. O ise kıpırdamadı.

Sadakat ve nefret. Minnet ve kin.

Oyuncu ve hile gibi güçlü karakter.

Aramızda nasıl bir ilişki olduğunun önemi yoktu. Bana yardım eden bu küçük çocuğun bir gün mutlu olmasını istiyordum.

Nasıl bir sona ulaşırsak ulaşalım, elimden ancak bunu dilemek gelirdi...


Aşama sona ermiş, bir gün daha geçip gece olmuştu.

Tamamen bitkin halde odama döndüm.

"Ah, zavallı bedenim, ah..."

Sol kolum zaten perişan haldeydi, şiddetli çarpışmalar yüzünden bütün vücudum sızlıyordu.

Ama tamamen dinlenme lüksüm yoktu. Katılmadığım savunma savaşının kesin sonucunu öğrenmem gerekiyordu.

Yalnızca sistemin sonuç ekranına bakarak öğrenemeyeceğim gerçek sonucu.

Bu yüzden surlardan artefakt deposuna, türlü üretim tesislerinden tapınaktaki askerlere kadar her yeri dolaşıp incelemiş, ancak şimdi dönebilmiştim.

"Öyle yoruldum ki... Öleceğim..."

Bu gece zafer şöleni düzenlenecekti ama katılacak halim olmadığı için yalnızca bir kutlama konuşması yapıp geri geldim.

Ben olmasam bile diğerleri askerleri güzelce eğlendirirdi. Mesela Jupiter, Jupiter, Jupiter...

'Güveniyorum sana, Jupiter.'

İçki, sigara, kumar ve para saçma konusunda gerçek bir yetenekti. Hadi bakalım, ortamı şenlendir de askerlerle güzelce eğlen.

"Haaaaah."

Yatağa oturur oturmaz yorgunluk üzerime çöktü.

Hemen uykuya dalmak istiyordum ama bugünkü işleri erteleyemezdim. Sistem ekranını açtım.

Önce sınıf değişimi.

Son savaşta Ana Parti'den iki karakter, sınıf değiştirmek için gerekli seviyeye ulaşmıştı.

Ben 20. seviyeye ulaştığım için ilk sınıf değişimim, Lucas ise 35. seviyeye ulaştığı için ikinci sınıf değişimi mümkün hale gelmişti.

Önce Lucas.

Lucas'ın durum ekranını açtım. Bakalım bizim sevimli SSR kahramanımızın yetenekleri nasılmış~

[Lucas (SSR)]

— Seviye: 35

— Unvan: Prensin Muhafızı / Kahraman

— Meslek: Kıdemli Şövalye

— Güç 35, Çeviklik 35, Zeka 15, Dayanıklılık 35, Büyü Gücü 20

"Bu değerler akıl almaz..."

Güç, Çeviklik ve Dayanıklılık değerlerinin hepsi tavana ulaşmıştı. Dünya'da doğmuş olsaydı muhtemelen birkaç olimpiyat altın madalyası kazanırdı. Hangi dalda olurdu, onu bilmiyorum gerçi.

Lucas ikinci sınıf gelişimini çoktan tamamlayıp Kıdemli Şövalye olmuştu. Demek ki ikinci yeteneği de açılmış olmalıydı.

Lucas'ın yetenek ekranını açtım. Hadi ikinci yeteneğe bakalım!

— Sahip Olunan Yetenekler

] Pasif: Çelik Adam

] Yetenek 1: Ruh Darbesi

] Yetenek 2: Azim Adımı

] Nihai Yetenek: ??? (Üçüncü sınıf gelişiminden sonra açılır)

Lucas'ın ikinci yeteneği 'Azim Adımı' açılmıştı.

SSR sınıfı hile gibi güçlü karakter Lucas'a adeta kanat takan bir yetenekti. Kısacası yüksek hızlı bir hareket yeteneğiydi.

Kullanıldığında yaklaşık on metrelik mesafeyi tek sıçrayışta aşmasını sağlayarak inanılmaz bir hareket kabiliyeti veriyordu.

Ancak bir hedef gerekliydi. Öylece boşluğa doğru sıçrayamazdınız.

Düşman, müttefik, eşya; ne olursa olsun, hücum edilecek bir şeyin hedef olarak belirlenmesi gerekiyordu.

Bu kısıtlamaya rağmen yeteneğin aşırı güçlü sayılmasının nedeni... bekleme süresinin olmamasıydı.

Oyunda her tur kullanılabiliyordu.

Elbette muazzam miktarda MP tüketiyordu ama isterseniz düşman saflarında tek başınıza ortalığı birbirine katıp vurkaç yapabilirdiniz.

Lucas'ın oyundaki bütün hasar veren tank karakterleri arasında hem temel taş hem de tamamlanmış örnek olarak görülmesinin nedeni basitti.

Yetenek dizilimi güçlü, basit ve her duruma uyarlanabilirdi.

Pasifle savun.

Birinci yetenekle saldır.

İkinci yetenekle hareket et.

'Nihai yeteneğini öğrendiğinde, kendine özel ekipmanlarını tamamlayıp özel dizilimini oluşturduğunda... Lucas gerçekten savaş meydanının tanrısı olacak.'

Elbette 50. seviyeye giden yol uzundu ve zorluklarla doluydu.

Ona özel ekipmanları elde etmek ve uygun dizilimi kurmak da hiç kolay değildi.

Ama bir kez başardınız mı karşılığını fazlasıyla alırdınız. Bizim kahramanımız Lucas...

'Biraz daha gayret edelim.'

Lucas'ın görkemli geleceğini hayal ederek hafifçe gülümsedim ve durum ekranını kapattım.

Sırada ben vardım, Ash.

Birinci seviyedeki benzeri görülmemiş derecede berbat başlangıçtan sonra, uzun ve çetin bir yolun sonunda nihayet 20. seviyeye ulaşmıştım...!

Çektiğim onca sıkıntıyı hatırlayınca içim sızladı. Hıçkırık.

'Zorluktan sonra mutluluk gelir, Ash! Artık gizli sınıfına yakışan, oyunun dengesini altüst eden yeteneklerin açılmaya başlayacak!'

Kafamda dönüp duran mutluluk düşüncelerini durdurmadım.

Yani, bu gizli bir sınıftı! Daha önce kimsede görülmemiş 'Komutan' sınıfı!

Oyun dengesini korkudan kaçıracak bir iki hile gibi güçlü yeteneğim olsa çok mu şey istemiş olurdum!

Durum ekranımı açtım.

[Ash (EX)]

— Seviye: 20

— Unvan: Crossroad Lordu / Deli Üçüncü Prens

— Meslek: Orta Seviye Komutan

— Güç 6, Çeviklik 9, Zeka 20, Dayanıklılık 8, Büyü Gücü 12

Bunca uğraşa bakılırsa değerlerim şaşırtıcı derecede iyiydi, özellikle de zekam.

Komutan sınıfına özgü, gelişimi yüzde elli azaltan olumsuz etkiyi hesaba katsak bile bunlar oldukça iyi değerlerdi.

'Değerleri boş ver, yetenek! İkinci yetenek!'

Var gücümle bağırarak yetenek ekranını açtım.

"Hile gibi güçlü bir yetenek mi geldi yoksa?!"

— Sahip Olunan Yetenekler

] Pasif: Sarsılmaz Komutan

] Yetenek 1: Buyruk Bakışı

] Yetenek 2: ??? (İkinci sınıf gelişiminden sonra açılır)

] Nihai Yetenek: ??? (Üçüncü sınıf gelişiminden sonra açılır)

Kaşlarımı çattım.

Yeni bir yetenek adı belirmişti. Ama bu neydi? Buyruk Bakışı mı...?

Ayrıntılı açıklamasını aceleyle açtım.

[Buyruk Bakışı]

— Göz teması kurduğu kişinin bilincini kontrol altına alarak onu emirlerine uymaya zorlar.

— Hedefin Büyü Gücü değeri ne kadar düşükse yeteneğin başarı oranı o kadar yüksek, etki süresi o kadar uzun olur.

※ Pasif yetenek [Sarsılmaz Komutan], halihazırda etkisi altındaki müttefiklerde bu yeteneğin işlemesini engeller.

"Oho..."

Yani bu, zihin kontrolü büyüsünü genişçe bir alana saçan bir yetenekti.

Bir kez uygulandığında bütün aşama boyunca sürebilen kalıcı zihin kontrolü büyülerinden daha zayıf olsa da.

Yine de yalnızca göz göze gelerek canavarların hareketlerini istediğim gibi kontrol edebileceğim anlamına geliyordu.

'Ne kadar MP tükettiğini denemem gerekecek ama düşündüğümden iyi görünüyor.'

Açıkçası patlayıcı güce sahip bir aktif yetenek bekliyordum...

Hani anlarsınız ya. Komutan olduğum için düzinelerce top çağırıp hep birlikte yaylım ateşi açtırmak gibi büyük bir şey beklemiştim.

Ya da yüzlerce kum askeri çağırıp yönetmek. Böyle görkemli bir şey hayal etmiştim.

Neyse, ikinci yeteneğimle nihai yeteneğim hala açılmadı. Patlayıcı bir yetenek gelmesi için o zamana dua etmeliyim.

'Acaba bu ilk yetenek yüzünden mi bana bu pasifi verdiler?'

Pasif yeteneğim [Sarsılmaz Komutan]'a bir kez daha baktım.

[Sarsılmaz Komutan], yakındaki müttefiklerin zihinsel durum bozukluklarından etkilenmesini önlüyordu.

Görünüşe bakılırsa ilk yeteneğimin istemeden yol açabileceği sorunları da engelliyordu. Zaten emirlerime uyan astlarıma ilk yeteneğimi uygulamam gerekmiyordu.

'Neyse, sınırsız potansiyeli olan bir yetenek.'

Aklıma bir anda türlü türlü kullanım şekli üşüştü.

Geçici olsa ve başarısız olma ihtimali bulunsa da sonuçta bir zihin kontrolü yeteneğiydi.

Hayal gücüm yettiği sürece kullanım alanı neredeyse sınırsızdı.

'Yakında gerçek bir savaşta deneyeceğim.'

Test etmek için bir düşmanla karşılaşmam gerekecek gibiydi. Durum ekranını kapattım.

'Sıradaki.'

Envanterimden dört kutu çıkardım.

Üçü griydi.

Bir tanesi ise göz alıcı altın renginde parlıyordu!

Nadir bulunan SSR sınıfı ödül kutusu. Son aşamayı tamamladığım için ödül olarak almıştım.

'Yüce Tanrım adına, SSR sınıfı bir kutu!'

Elimdeki altın kutuya bakıp yutkundum.

İşte o nadir kutu. Oyunun başından sonuna kadar on kez bile elde etmenin zor olduğu kutu. Daha üçüncü aşamada karşıma çıkmıştı.

'Umarım kullanabileceğim bir silah çıkar.'

Alçıya alınmış sol koluma baktım.

Son savaşta, şansa dayalı rulet silahım 'Şanslı Vuruş'u kullanırken FUMBLE gelmiş ve sol kolum paramparça olmuştu.

"İyileştikten sonra bile eskisi gibi kullanamayacağım... Şansa güvenmek yerine sağlam, işe yarar ve mümkün olduğunca az belirsizlik barındıran bir silaha ihtiyacım var."

Keşke arkama yaslanıp yalnızca emir verebilseydim ama gerçekler o kadar merhametli değildi.

Üstelik oyun stratejimi bozmak için tasarlanmış 'Karanlık Olay'ın varlığını da doğruladığıma göre, bundan sonra oyunun zorluğu sürekli değişebilirdi.

Bu da doğrudan çatışmalara sık sık karışacağım anlamına geliyordu.

'Son savaşta yaptığım gibi Büyü Tüfeği kullanabilirim belki.'

Geçen sefer SSR sınıfı Büyü Tüfeği Kara Kraliçe'den epey faydalanmıştım.

Ama bu yalnızca geçici bir çözümdü.

'Tek bir Büyü Tüfeği bile Damien'ın elinde çok daha faydalı olur. Hele Kara Kraliçe gibi hile sayılabilecek bir silah.'

Silahın potansiyelini yüzde iki yüz ortaya çıkarabilecek asıl kişi zaten belliydi.

Kilit önemdeki düşmanları uzaktan tek atışta öldürebilen bir silahı dibinden ateşlenen bir av tüfeği gibi kullanmak, domuza inci kolye takmak kadar aptalcaydı.

Kendime uygun bir silah bulmalıydım.

'Buradan çıkmasını ummak boş hayal olabilir.'

Ama madem elimde SSR sınıfı ödül kutusu vardı, biraz daha açgözlülük yapsam ne olurdu ki?! Öyle değil mi?!

Önce N sınıfı üç kutuyu açtım. Pek bir şey beklemiyorum ama kim bilir, belki müthiş bir şey çıkar?!

[Ödüller]

— Üstün Can İksiri

— Üstün Mana İksiri

— Alev Büyüleme Parşömeni

"Hımm~ Özel bir şey yok~"

Üçü de tüketilebilir eşyaydı. Neyse, iksirler her zaman işe yarar; büyüleme parşömeninin de iyi bir etkisi var.

'Düşününce daha önce ödül olarak aldığım Buz Büyüleme Parşömeni de hala duruyor. Onu hiç kullanmadım.'

Buzu karşısında zayıf olan bir düşmanla karşılaşana kadar saklıyordum. Neyse, hepsi bende kalsın.

Şimdi asıl meseleye gelelim!

Altın kutuyu elimde tutup derin bir nefes aldım. Huu...

Lütfen!

"Ey Ganimet Tanrısı! Bana tam da bana göre mükemmel bir silah ver!"

Bağırarak altın kutuyu tek hamlede açtım.

Parıltııı!

Göz kamaştırıcı altın rengi bir ışık etrafa saçıldı.

Altın ışık sonunda tek bir noktada toplanarak bir eşyanın şeklini aldı.

O eşyayı elime aldığımda ağzım hafifçe aralandı.

"Bu da...?!"