İçeriğe geç
Çeviri ArşivSeriler

“İşte başardım, siktir!”

Bu sözler ağzımdan dökülürken kollarım zaferle havaya fırladı.

Önümdeki bilgisayar ekranında kocaman bir 'TAMAMLANDI' yazısı parlıyordu.

Oyunun en büyük sınavını başarıyla aşmıştım.

“İşte bu be! Siktir, başardım! Bu lanet oyunun canına okudum!”

Duygularıma hakim olamayınca yanağımdan tek bir damla gözyaşı süzüldü. Bu oyunu bitirmek için geçirdiğim cehennem gibi altı ayı düşününce duygulanmamak elimde değildi.

'Kule Savunması ve Zindan Baskını RPG'si, [Protect the Empire].'

On yılı aşkın süredir varlığını sürdüren, eski usul bir klasikti.

Oyunda şehri korumak için kahramanlar topluyor ve eğitiyor, zafer kazanmak için şehrin dışındaki zindanlara dalıyordunuz. Bütün bunları yaparken de sıra tabanlı RPG sisteminde stratejiler geliştiriyordunuz.

Karakterlerinizi haritaya yerleştiriyor ve her birine ayrı ayrı komut veriyordunuz.

Zamanınızı ve emeğinizi harcayarak geliştirdiğiniz bir kahraman ölürse onu sonsuza dek kaybediyordunuz. Oyunun dillere destan zorluğunun nedenlerinden biri de buydu.

Oyun, en parlak döneminde dünya çapında büyük bir sansasyon yaratmıştı ama artık eski bir klasikten ibaretti. Peki ben neden ancak şimdi bitirebilmiştim?

Birincisi, oyunu en yüksek zorluk seviyesinde bugüne kadar kimse bitirememişti.

Bu, 'Cehennem' zorluğunun, ilerlemenin otomatik olarak kaydedildiği 'Ironman' moduyla birleştirilmesiydi. 'Cehennem Ironman' olarak bilinen bu kombinasyon bugüne kadar aşılamamıştı.

Oyun, bütün oyuncuların tamamlama verilerini sunucusunda saklıyor ve bunlara göre bir sıralama oluşturuyordu. Ancak 'Cehennem Ironman' hala kimse tarafından tamamlanamamıştı.

Oyunu Efsanevi zorluk seviyesinde Ironman moduyla bitirenler olmuştu. Ironman modunu kapatarak Cehennem zorluğunu tamamlayanlar da vardı. Ama bugüne kadar 'Cehennem Ironman'ı başaran tek bir kişi bile çıkmamıştı.

Ne var ki bugün, oyunun çıkışından on yıl sonra, sonunda bir şampiyon ortaya çıkmıştı. Ben!

İmkansıza meydan okumak insanın doğasında vardı.

Daha önce kimsenin tırmanamadığı bir zirveye ulaşmaya çalışmak gibi. Ben de bu yüzden bu işe kalkışmıştım.

İkinci nedene gelince...

— Vay anasını, RetroAddict sonunda başardı.

— Tebrikleeer!!

— Hahahaha, RetroAddict'in azmine saygı duymak lazım.

— Dünyada bir ilk, helal olsun.

— Son altı aydır verdiğin bütün emekler için teşekkürler.

Oyun ekranımın yanındaki ikinci monitörde açık olan sohbet penceresine mesajlar yağmaya başladı.

Mesajları görünce gülümsemekten kendimi alamadım.

“Size demedim mi lan ben? Ne kadar zor olursa olsun! Oyunlar bitirilmek için yapılır!”

Ben bir oyun yayıncısıydım. Daha doğrusu, zorlu klasik oyunları oynayan bir yayıncıydım. Kullanıcı adım 'RetroAddict'ti.

İzleyici sayıma gelince, şaşırtıcı derecede yüksekti.

Nostalji her zaman insanları kendine çekerdi. Yüksek zorlukta verilen bir mücadeleyi izlemek de her zaman ilgi çekici bir içerikti.

Normalde yayınlarımı yaklaşık 3.000 kişi izlerdi ama son aşamaya yaklaştığımda bu sayı 10.000'i aşmıştı. Şimdi de zaferimin duyulmasıyla birlikte yayına daha fazla izleyici akın ediyordu.

['MissionFairy' 100.000 won bağışladı!]

— Bugün istediğin kadar övünebilirsin. Söz verdiğim gibi bağışımı gönderiyorum.

Kazandığım takdirde bağış yapacaklarına söz veren müdavim izleyicilerim, birer birer sözlerini tutmaya başladı.

['ShittyGameConnoisseur' 50.000 won hediye etti!]

— Lan, sen oyunu bitirdiğine göre ben önümüzdeki altı ay ne izleyeceğim şimdi?

['BlackBox' 10.000 won hediye etti!]

— Oyunu bitiremeyeceğine bahse girerken garanti işe yatırım yaptığımı sanmıştım... Lanet olsun, beni fena kazıkladın.

['DogBarksAtBoringStreams' 30.000 won hediye etti!]

— Bugün sana havlayamam. İyi iş çıkardın.

“Ah, bağışlarınız için hepinize teşekkürler. Elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim!”

Bağışlar peş peşe gelirken izleyicilerime teşekkür ediyor, yorumlarına karşılık veriyordum. Onlar da büyük bir sevinçle karşılık veriyor, sohbet penceresinde mesajlar birbirini kovalıyordu.

Sohbet odası adeta bir kutlama alanına dönmüştü.

On yıldır kimsenin geçemediği bir zorluk seviyesini ilk kez bir oyuncu alt etmişti. Bir oyuncu için bundan daha görkemli bir başarı olabilir miydi?

Bu uzun macerada bana eşlik eden izleyicilerim de zaferi kendileri kazanmışçasına seviniyordu.

— Kutsal Bakire'nin son savaşta ölmesi çok yazık oldu be. Sadece R sınıfındaydı ama bizi buralara kadar o taşıdı.

— Başka çaresi yoktu... İkinci ekiple boss'un dikkatini dağıtmasa bu kadar ilerleyemezdi bile.

— Üçüncü ekip tamamen yok olunca resmen bağırdım. Hepsi SSR kahramanlarından oluşuyordu, en güçlü ekibiydi ama onlar bile dayanamadı.

— Birinci ekipten bizim Lucas dışında herkes geberince kafayı yemek üzereydim.

İzleyicilerim geçen altı ay boyunca karakterlere duygusal olarak bağlanmıştı. Bu yüzden son savaşta kaybettiğim kahramanların yasını tutuyorlardı.

Bu oyunda, oyun içi para birimini kullanarak kahramanlar 'çekiyor' ve geliştiriyordunuz.

Şansa ve kahramanların derecelerine bağlı olarak SSR, SR, R ve N gibi sınıflardan kahramanlar elde ediyor, ardından onları yetiştiriyordunuz.

Her izleyicinin bir favorisi vardı ve herkes yayını kendi seçtiği kahramanın gözünden takip ediyordu.

İster karşı konulmaz güçlere sahip SSR sınıfı kahramanlar olsun, ister kendilerinden beklenenin çok üzerinde başarı gösteren N sınıfı mazlumlar.

“Sonunda hepsi öldü...”

Yüzümde buruk bir gülümseme belirdi. Oyunun acımasız zorluğu, fedakarlık yapmadan ilerlemeye izin vermiyordu.

Herkesi son aşamaya kadar hayatta tutabilmek için elimden geleni yapmıştım ama son boss savaşında ana karakter dışında bütün kahramanlarım ölmüştü.

Gerçi benim amacım herkesin hayatta kalmasını sağlamak değil, oyunun sonuna ulaşmaktı...

— Hey, sonunda başardın lan! İmparatorluğu kurtardın!

— İşte kahramanımız Lucas'ın boss'u tek başına indirdiği anın videosu, link burada.

— Hassiktir, ne kadar destansı... Bu video YouTube'da patlar.

— İşte gerçek bir ana karakter!

Ben de paylaşılan bağlantıya tıklayıp sahneyi izleyicilerimle birlikte bir kez daha seyrettim.

Sarı saçları geriye savrulan kahramanımız Lucas, kılıcını ölümcül bir isabetle savurdu ve bir zamanlar yenilmez olduğu düşünülen son boss, 'Uykusuz Göl Prensesi', yere serildi.

Videodan çıkıp oyuna döndüğümde Lucas hala ayakta duruyordu.

[SON AŞAMA — TAMAMLANDI!]

[AŞAMANIN EN DEĞERLİ OYUNCUSU — Lucas (SSR)]

Aşağı inen zafer ekranının arkasında.

Yere serilmiş boss'un önünde, ölmüş silah arkadaşlarıyla düşmanlarının oluşturduğu yığının üzerinde Lucas dimdik duruyordu...

“......”

Nedense,

Sadece bir oyun karakteri olmasına rağmen tuhaf bir şekilde yalnız görünüyordu.

[Başarımın kilidi açıldı!]

[Cehennem zorluğu ve Ironman modu tamamlandı — 'Cehennem Ironman']

[Başarınız karşılığında özel ayrıcalıklar tanımlandı!]

[Tamamlama sıralaması hesaplanıyor......]

[Tamamlama sıralaması güncellendi!]

[Dünya Sıralaması 1. — Oyuncu 'RetroAddict']

Sıralama güncellendiğinde, beklendiği gibi dünya liderlik tablosunun birinci sırasında ben vardım. İzleyicilerim yeniden kutlamaya başladı.

Sessizce bir ekran görüntüsü aldım. Klik!

Ardından oyunun kapanış sinematiği başladı ve jenerik akmaya koyuldu. Özellikle atlamamaya özen gösterdim. Bu anın tadını çıkarmak istiyordum.

— Oyun yapımcılarının RetroAddict'e bir hediye vermesi gerekmez mi?

Jeneriğin yaklaşık yarısına gelindiğinde bir izleyici bu öneriyi ortaya attı.

— Geçilmesi imkansız bir zorluk seviyesi yaptılar, adam da gelip hepsini rezil etti. Ona bir şey borçlular.

— Harbiden öyle, değil mi?

— RetroAddict olmasaydı bu oyun asla bitirilemeyecekti~

— Oyun şirketi hala faaliyet gösteriyor mu ki? Biri onlara ulaşsın.

Kendi kendime hafifçe güldüm.

“Yok ya, geliştiricilerin bana bir şey vermesine gerek yok. Son altı aydır hepinizle bu eğlenceyi paylaşmak bile benim için yeterince büyük bir ödüldü.”

— Ama RetroAddict'in gözlerinden açgözlülük akıyor.

— Naz yapıyor ama bu sinsi herif ödül almaya bayılır.

— Bir dakika, şirket battı mı yoksa? Resmi internet siteleri bile yok... İflas mı ettiler?

— On yıldır yeni oyun çıkarmadılar, kesin batmışlardır.

— O zaman oyunu bitirenlerin verilerini tutan sunucuları kim çalıştırıyor?

İzleyicilerim türlü türlü tahminler yürütürken ben de sona yaklaşan jeneriği seyrediyor, anın tadını çıkarıyordum.

Bir oyunu bitirmenin verdiği o kendine özgü tatmin duygusu içimi doldurmuştu. Başarmış olmanın sevinciyle hafif bir boşluk hissinin tuhaf bir karışımıydı bu.

Tam o sırada beklenmedik bir şey oldu.

— Merhaba RetroAddict. Ben Protect the Empire'ın yönetmeniyim.

Sohbet penceresinde birdenbire bu mesaj belirdi.

Sohbet odası birbirine girdi.

— Ne??? Gerçek mi bu???

— Hadi oradan, kesin dolandırıcıdır. Ne kadar da safsınız.

— Bu kullanıcı, RetroAddict Protect the Empire oynamaya başladığından beri yayınların müdavimi. Acaba gerçekten yönetmen olabilir mi?

— Yönetmen bey, lütfen Protect the Empire 2'yi çıkarın da RetroAddict'in daha fazla kıvrandığını görelim!!!

Şaşkınlıkla kullanıcının sohbet geçmişine baktım.

Altı ay önce Protect the Empire oynamaya başladığım günden beri yayınlarımı izliyordu.

Ama şimdiye kadar tek bir mesaj bile göndermemişti.

Ve bu kişi, sessizliğini tam da benim Cehennem Ironman zorluğunu tamamlamamın ardından bozmaya karar vermişti.

— Size teşekkür etmem gerekiyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben artık pes etmiştim. Birinin bunu başarabileceğini hiç düşünmemiştim.

Yönetmen olduğunu iddia eden kişi konuşmaya devam etti.

— Ama siz başardınız ve ne kadar rahatladığımı anlatamam. Size gerçekten çok teşekkür ederim.

“Yok, şey... Bana teşekkür etmenize gerek yok...”

Mahcup bir şekilde başımın arkasını kaşıdım.

Bu kişi gerçekten yönetmen olsun ya da olmasın, söyledikleri hoşuma gitmişti. Bir oyunu bitirdiğim için birinin bana teşekkür edeceği hiç aklıma gelmezdi.

— Bu, bizim için hala bir şans olabileceğine dair bana umut veriyor.

“...?”

Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.

Umut mu? Ne saçma bir şeydi bu?

Ha, doğru ya. Söylentilere göre şirket batmıştı. Demek ki artık pes etmenin eşiğine gelmişlerdi ama benim vazgeçmeden oyunu oynamam onlara ilham vermişti. Mesele bu muydu yani?

— Değerinizi ve yeteneklerinizi kanıtladınız. Lütfen bize gelin ve yardım edin.

“Şey, yani...”

Acaba Protect the Empire'ın devam oyunu üzerinde mi çalışıyorlardı? Benden oyunun beta testini yapmamı mı isteyeceklerdi? Beni stüdyolarına davet etmelerinin nedeni bu muydu?

Tam bu gizemli mesajın ne anlama geldiğini sormak üzereydim ki...

'Ha?'

Etrafımdaki dünya dönmeye, her şey bulanıklaşmaya başladı.

Durmadan oyun oynamaktan başım dönüyor olmalıydı.

Gerçekten de son aşamaya başladığımdan beri ne bir şey yemiş ne de su içmiştim. O aşamayı tamamlamak epey saatimi almış olmalıydı.

İki monitörümden yayılan ışıklar birbirine karışmaya başladı. Başım öyle hafifçe dönmüyordu; her şey şiddetle dönüyordu.

Sohbet penceresindeki mesajlar ve simsiyah ekranın üzerinde kayan jenerik yazıları birbirine karıştı.

Herhalde kendimi fazla zorlamıştım. Oyun oynarken bayılmak üzereydim.

Neyse, bayılırsam izleyicilerim benim için 911'i arardı herhalde, değil mi? Bu rahatlatıcı düşünceyle kendimi karanlığa bıraktım.

Her şey kararmadan önce dikkatimi çeken son şey şuydu:

— Oynadığınız için teşekkürler.

— Protect the Empire'ı oynadığınız için teşekkürler.

Jeneriğin sonunu bu mesaj işaretliyordu.

Ve ardından, boşluğun içine sürüklendim.

Çevirmen notu

Oyunun ismi, ve yayındaki kullanıcılar vs. orijinal kaynakta da ingilizce olduğundan aynı şekilde tuttum, ilerideki bölümdeki bütün ingilizce terimleri aynı nedenden dolayı o şekilde bıraktım.